MISIR MEMLUKLERİ


Mısır' da ilk Türk hanedanları Abbasiler' in Mısır valileri olan Tolunoğulları ve İhşidler' dir. Bunlardan sonra Mısır şii Fatmiler' in eline geçmiş,Fatımileri' i de Selçuklu Atabeği Nureddin Zengi' nin bir kumandanı olan Selahaddin Eyyübi ortadan kaldırmıştı. Eyyübiler zamanında da, daha önce olduğu gibi, Mısır' ın devlet reisleri ve yüksek dereceden devlet memurları Kıpçak ülkesinden çocuk yaştaki Türkler' i memluk olarak Sultanlığı' nın kurucusu Aybeğ, bu şekilde getirilmiş ve en son Eyyübi Sultanı'nın memlükü olmuştu. Aybeğ, Eyyübi Sultanı ölünce onun yerine naib eline geçirmiş (1250), birkaç yıl sonra da müstakil hükümdar olmuştur.

Memlukler' de saltanat bazen babadan oğula da geçmekle birlikte, esas itibariyle seçime bağlıydı; hepsi de memlük olarak yetişmiş büyük kumandanlar bir araya gelir ve aralarından birini Sultan seçerlerdi. Aybeğ' den sonra kısa bir müddet oğlu Nureddin Ali sultan oldu, sora onun yerine 1259' da Sultan Kutuz geldi.

Fatimiler' den sonra gelen Eyyübiler gibi, Türk Memlük Sultanları da Sünni Müslüman' dı ve Bağdad' daki Abbasi Halifesi' ni dini lider olarak tanıyorlardı. Moğol Hakanı Hulagu Bağdad' ı zaptederek oradaki halkın pek çoğuyla birlikte Müslümanlar' ın Halifesi' ni de öldürünce bu hadise, Memlük Sultanlığı için hem manevi, hem maddi bakımdan büyük bir felaket olmuştu. Memlük Sultanlığı artık doğu tarafından her an büyük bir tehdid altında bulunuyordu. Nitekim Moğol ordusu Bağdad' ı geçerek Suriye üzerinden Filistin' e doğru yürümeye başlamıştı.

Sultan Kutuz ordusunu toplayarak bunları Filistin' de Ayn-Calut denilen yerde karşıladı. Ketbuğa Nuyan kumandasındaki büyük Moğol ordusu alışagelmiş Orta Asya savaş taktikleriyle Kutuz' a saldırdı ve başlangıçta onu sarsar gibi göründü. Fakat Moğollar' ın karşılarında bu taktiklerin hiç yabancısı olmayan büyük bit Türk kumandanı vardı. Kutuz onların tam zaferi kazanmakta olduklarını sandıkları bir sırada doğrudan doğruya kendi emrindeki birliklerle hücuma geçti ve Moğollar' ı darmadağın etti. O zamana kadar başlarına hiç böyle felaket gelmemiş olan Moğol sürüleri perişan bir şekilde kaçmaya başlamıştı. Kutuz bunları süratle takip etti ve hiçbirinin kurtulmasına imkan vermedi. Moğol başkumandanı Ketbuğa Nuyan bile canını kurtaramadı, Türk kılıçları altında kızgın kumlara serilip kaldı. Türk ordusu Moğollar' ı imha ederken, Suriye ve Filistin' deki Müslüman halk da Yahudi ve Hıristiyan Latinler, katletti, çünkü bunlar Müslümanlar' a karşı kafir Moğollar' la işbirliği yapıyor ve hep birlikte Müslümanlar' ı yok etmeyi planlıyorlardı.

Ayn-Calut zaferinin kazanılmasında önemli rol oynayan kumandanlardan biri de Baybars idi. Baybars aynı yıl Sultan Kutuz' la siyasi mücadeleye girişti ve onun devinip kendisi Memluk Sultanı oldu. Kıpçak Türkleri' nden olan Baybars daha önce Haçlılar' la yapılan savaşlarda büyük başarı göstermişti. İlk iş olarak Bağdad' ı işgal eden Moğollar' ın oradan sürüp çıkardığı Abbasi ailesini Kahire' ye getirdi ve Kahire' yi Hilafet merkezi yaptı, böylece İslam Dünyası' nın büyük minnettarlığını kazandı. Ondan sonra Suriye' deki Haçlı artıklarını ve Güney Anadolu' daki Hıristiyan kalıntıları temizlemeye başladı. Ardı ardına yaptığı seferlerle Antakya' ya kadar bütün Haçlı sığınaklarını ortadan kaldırdı. Antakya Haçlı Prensliği' ne son verdi. Kilikya' daki Ermeni Krallığı' nın topraklarını zaptedip kralı esir etti.

Anadolu Selçuklu Devleti İlhanlı nüfuzu altına girdiği için kudretini tamamen kaybetmişti; Memlük Sultanlığı için sadece İran' daki İlhanlılar ciddi bir rakib idiler. Baybars, İlhanlılar' la arası iyi olmayan diğer bir Cengizli Devleti ile; Altınordu Hanlarıyla anlaştı. İlhanlılar' ın taarruzlarını arka arkaya boşa çıkardı.

Onun Kafir Moğollar' a karşı Sünni İslam Alemi' nin reisi durumuna gelmesi Anadolu' da Moğol tahakkümünden yakınan Türk beylikleri için bir ümit doğurmuştu. Baybars' ı Anadolu' ya çağırdılar, bu suretle Moğollar' dan ve onların gölgesi haline giren Konya Sultanlığı' ndan kurtulmak istiyorlardı. Baybars ordusu ile 1227 yılında Anadolu' ya girdi. Moğollar' dan derhal ordu toplayarak onun karşısına çıktılarsa da Baybars Elbistan' da Moğol ordusunu bozguna uğrattı. Oradan Kayseri' ye kadar geldikten sonra ülkesine geri döndü ve aynı yıl öldü.

Baybars bütün Türk tarihinin sayılı büyük devlet adamlarından biridir. Onun askerlik ve siyasetteki dehası Kanuni ve Yavuz' la mukayese edilebilir. Onun zamanında Memluk Devleti en büyük İslam devleti idi, hatta Moğollar' ı mağlub ettiğine bakarak dünyanın en büyük devleti de denebilir.

Baybars' dan sonra yerine oğlu Berke geçti; Baybars' ın bu oğlu Altınordu hükümdarı Berke Han' ın kızından olmuştu. Berke' nin kısa süren saltanatından sonra taht Sülemiş geçti, fakat aynı yıl Mısır sultanlarının en mühimlerinden biri olan Kalavun iktidarı eline geçirdi. Kalavun, Baybars' ın damadı idi. Kendisinden sonra tahta onu ailesi hakim olmuş ve hanedan sistemi kurulmuştur. önce sırasıyla oğulları Halil, Muhammed, Ketbuğa, Laçın ve İkinci Baybars, sonra da Muhammed' in oğullarıyla devam eden şehzadeler geçtiler.

1382' de Mısır Türk Memlukleri' nin yerine çerkes Memlukleri geçti. Bunlar da Kuzey Kafkasya' dan tıpkı Türkler gibi memluk olarak getirilip yetiştirilen kimselerdi. Fakat Mısır'da uzun süren Türk idaresi çerkesler' i de Türkleştirmiş ve böylece devlet yine Türk karakterini kaybetmeden devam etmiştir. İlk çerkes Memluk Sultanı Betkuk idi.

çerkes Memlukleri evvelkiler kadar başarılı olamadılar bir ara Timur' u metbu tanımak zorunda kaldılar. Sık sık hanedan değişiklikleriyle meydana çıkan siyasi istikrarsızlık da devleti sarsıyordu. Bütün bunlara rağmen Mısır Memluk Sultanlığı çok sağlam bir devlet teşkilatına sahip olması ve elinde bulundurduğu toprakların stratejik önemi dolayısıyle büyük bir güç halinde Onaltıncı Yüzyıl başına kadar devam etmiş, ancak Osmanlılar gibi büyük bir cihan devletine yenilmiştir.

Son Memluk Sultanı Kansu Guri, Yavuz' la yaptığı Mercidabık Meydan Savaşı' nda öldü; kısa bir zaman için yerine geçen İkinci Tumanbay ise Yavuz tarafından yakalanarak Kahire' de idam edildi (1517).

KAYNAK: Tarihte Türkler-Prof.Dr.Erol Güngör
Sayfa:157-160, ötüken Yayınları